
22 Nisan 2009
Geçen yazıdan devam...
Belirsizlik:
7- Türkmenlerin Siyasi Amacı Belirsizdir: Kimisine göre Musul bölgesi olarak Türkiyeye bağlanmak, kimisine göre Iraka bağlı, eşit ortaklıklı üçlü Kuzey (Musul) federasyonunda özerk Türkmeneli hükümetini kurmak, bir diğerine göre Bağdada bağlı özerk Türkmeneli devletini kurmak. Başkasına göre üniter Irak içinde yerel hükümete sahip olmak, başkasına göre üniter Irak içinde nüfus sayısına orantılı olarak yönetimden pay almak. Bir diğeri ise millet neye karar verirse o olsun diyor. Bazısı, Kürtler ne aldıysa onu istediklerini, hele hele bazılarının amacı ise sadece Kürt düşmalığıdır, hiç bir hak istemezler, sadece Kürt olmasın, yöneticileri ne olursa olsun diyorlar. Bu kadar karışık ve çapraşık amaçlar sonucunda, siyasi gündem de karışık ve çelişkili oluyor. Kimisi Şii Araplara bağlanıyor, diğerleri Sünni Araplarla işbirliği içinde, bir kısmı ise dışarıdan medet bekliyor, geri kalanı ise “hele dur bir bakalım ne olur” deyip beklentiye geçiyor.
Çözüm:
7- Türkmen Siyasi Amacı: Siyasi amacı olmayan toplumlar, başkaların amacına alet olur veya hizmet ederler ve sonunda, egemen toplumun içinde erimeye mahkum olurlar veya yurt dışına kaçarak, dış ülkelere sığınıp toplum olarak biterler.
Kürt düşmanlığı veya hiç bir tez ileri sürmeden, varolan durumu (statükoyu) reddetmek amaç olamaz. Toplum olarak bir tez üretmek ve bir program hazırlayıp onu planlı bir biçimde uygulamak gerekir.
Normalde baskı altında olan ama yaşamaya azmeden her toplum gibi, Türkmenler de kültürlerini, dillerini, ekonomilerini, güvenliklerini ve geleceklerini temin etmek için, kendi öz yönetimlerine sahip olmaları gerekir. Özyönetim ise, ya bağımsızlıktır ya da özerkliktir.
Türkmenlerin coğrafi konumları itibariyle (sandviç konumu) bağımsızlık, jeo-sratejik nedenlerden dolayı mümkün değildir. O zaman tek seçenek Özerk Yönetimdir.
Komşu toplum olan Kürtler, özerklik amacını çoktan gerçekleştirdiler. Bu yüzden bölgede uzun zamandır bir dengesizlik yaşanmaktadır. Bir azınlık, özerkliğe sahip oluyor diğeri ise bundan mahrumdur. Toplumlararası dengenin sağlanması ve adaletin yerini bulması için, Türkmenlerinde aynı amacı gütmeleri kaçınılmaz ve mecburidir.
Aslında Türkmen siyasi örgütleri içinde iki tanesi özerkliği amaç edinmişlerdir (Türkmeneli Partisi ve Türkmen Otonom Örgütü) ama finansal zorluklardan ve maddi-manevi desteğin sadece bir örgüte (ITC) verilmesinden dolayı, hiç birisi bu konuda ciddi ve pratik adımlar atamamışlardır. Diğerleri ise özerklikten bahsetmemekte, ancak belirsiz ve örgütten örgüte, kişiden kişiye değişen, elastik ve müphem bir kavram olan “Türkmenlerin Meşru Hakları”tezini savunurlar.
Hele hele bazı örgüt ve kuruluşların siyasi amacının sadece “Irakın Birliği ve Beraberliği” olması ve Türkmenler için hiç bir şey istememeleri, siyasi bilincin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. Bu örgütler, net ve kesin stratejik amaçlar ortaya koymak yerine daha çok günlük veya kısa dönemli taktiklerle uğraşmaktadırlar.
Bu belirsizliğin sebebi ise Türkmen siyasi hareketinin finansının, toplum tarafından değil, dışarıdan temin edilmesidir. Dolayısıyla, siyasi amaç, mali kaynağı temin eden merkezlerin gündemine göre değişiyor ve doğal olarak Türkmenlerin gerçek siyasi amaçlarını yansıtmıyor. Bu yüzden Türkmen toplumu, Türkmen siyasi örgütlerine soğuk davranmaktadır ve seçimlerde bunlara oyunu vermemektedir veya hepten seçime katılmamaktadır.
Bu ikilemin tek çaresi, Türkmen siyasi örgütlerin, toplumlarının doğal olarak gönlünden geçen özerklik isteğine uymaları ve bu konuda kesin tavırlarını koymaları gerekmektedir.
Özerklik konusu netleştikten sonra ikinci ikilem geliyor: Merkezi hükümetle ilişki konusu. Acaba Türkmenlerin isteği, Asurilerin istediği Azınlık statüsümü? Yoksa Kürtlerin kazandığı, nüfus oranına göre ortaklıkmı? yoksa Kıbrıs Türklerinin istediği gibi “nüfusa bakılmaksızın” Eşit Ortaklıkmı?.
Başından şunu belirtelim ki, ister politikacı olsun ister normal yurttaş olsun, hiç bir Türkmen, azınlık olmayı kabul etmiyor. Ama hemen hemen hepsinin dilinde “nüfusa göre ortaklık” istenmektedir. Bu istek çok dürüstçe ve mantıklı olmasına rağmen, hem 85 yıllık Arap hükümetlerince hemde şimdilerde hakim olan Kürtlerce ve onları destekleyen Batı dünyasınca, Türkmen nüfusunu, yapay olarak ve çok az göstererek (ve bu konuda dünya medyasınca bir konsensüs yaratarak), büyük ölçüde bu temiz ve dürüst isteği kösteklemişlerdir. Dünya medyasını, hemde durmadan, o kadar yalan ve yanlış bilgilerle boğmuşlardır ki, Sanal Dünyada (internette) ve uluslararası bilgi ve bilgilendirme ortamlarında (akademiler, haber ajansları, ansiklopedya), Türkmenler, sembolik haklar dışında hiç bir ciddi siyasi haklara mustahak olmayan, küçük bir azınlık görüntüsündedirler.
Irakta kaba kuvvetin ve şövenizmin geçerliliği devam ettikçe, doğru dürüst ve nezih bir nüfus sayımı yapılamayacaktır. Şu anda, tahmin üzerine kurulan resmi rakamlara göre Türkmenler, azınlık statüsündedirler ve ülke yönetiminde sembolik ve göstermelik konumlara uygun görülmüşlerdir.
Kaldı ki, doğru dürüst bir sayım yapılsa dahi ve Türkmenlerin özledikleri “üçüncü toplum” oldukları ilan edilse dahi, Irak bazında Türkmenler yine azınlık olacaklardır ve ona göre muamele göreceklerdir. Bu yüzdendir ki Türkmenler “Nüfus oranına göre ortaklık” isteğini bırakmalıdırlar. Onun yerine, Kuzey Irak-Musul bazında hareket edilirse, Türkmenlerin oranı Iraktaki orandan kat kat yükselecektir. Zira Kuzey Irak-Musul coğrafyasında üç büyük toplum olan Türkmenler, Kürtler ve Arapların nüfusu az-çok birbirlerine yakındırlar. Dolayısıyla bu bölgede Eşit Ortaklık sözkonusudur.
Bu amacı gütmenin getirileri şunlardır:
A- Herşeyden önce, Türkmenler, hem kendi özerk hükümetlerine kavuşacaklar hemde kuzeydeki diğer iki büyük toplumla eşit düzeyde Kuzey bölgesini yöneteceklerdir.
B- Arapların ve Kürtlerin Kuzeydeki demografiyi değiştirmek için, büyük nüfus kaydırmalarını faydasız kılacaktır, çünkü toplumların nüfusu ne olursa olsun, eşittirler.
C- Kürtlerin bölge bazında herhangi bir karar almak için diğer iki eşit ortak olan Türkmenlerin ve Arapların onayını almalıdırlar. Dolayısıyla, Irakı ve komşu ülkeleri yüzyıldır tehdit eden aşağıdaki üç ihtimal ortadan kalkacaktır:
I- Bütün kuzeyi Kürdistana çevirmeye çalışan yayılmacı Kürtçülüğün önünü kesecektir.
II- Kuzeyi, Orta Doğudaki ayrılıkçı Kürtçülüğün motoru olmaktan çıkaracaktır, çünkü bu proje, Kürt milliyetçiliğini Kuzey Iraka kilitleyecektir.
III- Şu anda federal statüde olan Kürdistanın, merkezi hükümetin güçlü veya zayıf oluşuna göre, Iraktan ayrılma ihtimali her zaman vardır. Ama Kuzey Irak Federasyonu bazında bu ayrılma mümkün olmayacaktır.
Aslında, kuzeyde varolan gerçek durum (statüko), bazı ek düzenlemeler ve değişikliklerle istenen amaca ulaştırılabilir:
A- Kuzeyde zaten Kürdistan Federal Bölgesi vardır, Bunun üzerine daha geniş olan Kuzey Federal Bölgesi kurulur ki, hem Türkmenelini, hem Kürdistanı hemde Aşuryayı içerir.
B- Kerkükte gündemde olan, Türkmen, Kürt ve Araplara %32 temsil hakkı, bütün kuzey için %30’ar olarak genelleştirilir.
Özet olarak, Türkmen Siyasi Amacı iki ana temel üzerine oturmalıdır:
1- Özerklik,
2- Kuzeyde eşitlik
Bu projenin en büyük faydası: her milliyetin özlediği hakları almakla birlikte, diğer milliyetlerin üzerine egemenlik kurma fırsatı vermez. Bu yüzden mantıklıdır ve tutarlıdır.
Kuzey Federasyonu projesini, Araplar destekler çünkü Irakın parçalanma ihtimalini ortadan kaldırır ve Kürtlerin sorunlu özerkliği, Türkmen özerkliği ile dengelenmiş olur. Ayrıca Kuzeydeki Kürt otoritesini üçte bire indirir ki şimdiki %100’den çok daha iyidir. Mezhep gündemi olmayan ve şovenist olmayan Arap partileriyle Türkmenler bu konu üzerine diyalog kurmalı ve onlardan destek istemelidirler.
Şu anda kuzeye tam hakim olan Kürt siyasi gurupları bu projeyi mutlaka red edeceklerdir, zira şu anda tüm bölgeye hakimler ve üçte bire razı olmayacaklardır. Buna karşı en doğru eylem, muhalif liberal-ılımlı Kürtler ve Kürt aşiretleriyle anlaşmak ve işbirliği kurmaktır (ki yakın tarihte 1922-23‘e kadar bu işbirliği vardı).
Demokrat ve ılımlı Kürtlere şu gerçek hatırlatılmalıdır: Merkezi Arap hükümeti güçlendikçe, Kürtlerin elde ettikleri haksız kazançların yanında, en temel ve meşru hakları dahi yok olacaktır. Dolayısıyla geç olmadan ve herşeyi kaybetmeden, herkesin temel haklarını temin eden ama birbirleri üzerine egemenliğe fırsat vermeyen ve birbirine eşit kılan bu projenin benimsenmesinin, uzun vadede, kendi yararlarına olacağı, diyalogla, anlatılmalıdır.







